Mirage
Netflix-Mirage filmine dair... Yıllar önce bir rüya görmüştüm. Sonsuzluk gibi siyah bir odanın ortasında Yunan heykelleri gibi bir genç adam duruyor ve bana bakıyordu. Sinema sahnesi gibiydi ortam. Konuşan bir heykeldi karşımdaki. Ve bana dedi ki; “zaman dediğiniz şey aslında...” cevabı çok basit bulmuştum. “Bu mu” dedim; “bu kadar mı yani”.. uyandığımda kelime aklımdaydı. Nasıl olsa hatırlarım dedim ve not almadım ve unuttum tabi... O rüyayı her anımsadığımda cümlenin sonuna kadar geliyorum ama o tek kelimeyi hatırlamıyorum. Sadece kendime; “basit düşün” diyorum; “gerçekler sadece gözünün önünde...” Peki “gerçek”, ne kadar gerçek... Mirage film de bir sahnede “Yaşadıklarımız, yalnızca zihnin bir ürünü olabilir. Tıpkı okunulan kitaplar ya da duyulan sözler gibi. Her şey bizim hayal gücümüzün ürünü bile olabilir. -Ben yaşıyorum, ben varım ve bir kanıtım- mı dedin? Hiçbir şey, hiçbir şeyin kanıtı değil. Her şeye anlam yükleyenler bizleriz. Beynimiz, deneyimlerimizin gerçek olduğuna inanıyor ve bir tek bunu biliyoruz. Beynin işlevi, yorumlamak ve gerçekmiş gibi halüsinasyonlar yaratmaktır.” konuşması geçiyordu. Evet; sanal bir evrende yaşıyor olabiliriz. “Dünyamız, gerçek bir dünyada yaşandığı izlenimi yaratan akıllı bir bilgisayar simülasyonu olabilir.“ Bu cümleleri çok duymuş olabilirsiniz. Eskiler ise buna hayal dedi... Gerçeklik algımız bile gerçeğin kendisinden farklı. Belki de "gerçek/sahte” tartışmasında gözden kaçırılan önemli nokta; ikisi arasında bir farklılık olmamasıdır. Ne yapıyor beynimiz? Dünyayı olduğu gibi görmek çok fazla işlem gücü gerektirdiğinden; deneyimsel ya da basitleştirilmiş ve faydalı semboller haline getiriyor. Yani sadeleştiriyor. Ve sürekli olarak dünyamızda bağlantılar arıyor. Bu bağlantıları da algımızla-inançlarımızla birleştiriyor. Yani gerçeklik; verilerin işlemden geçirme girişimi sonucunda deneyimlediğimiz şey oluyor. Yani her şey, biz deneyimlersek gerçek. O zaman soru değişiyor... Rüya olan ne?
Ask about this photograph ↗